İYİLERE HÖRMETEN DÜNYA DÖNÜYOR
Ercan Kaşıkçı
Rahmetli büyükannem derdi ki “Dünya iyilerin yüzü suyu hörmetine dönüyor”. Ben de, bu bilgiyi ilkokulda hayat bilgisi dersinde konumuz dünya, gezegenler ve güneş sistemi olunca söylemiştim. Değerli hocamız Güler Pişirici Hanım hariç, tüm sınıf bu söylediğime kahkalarla gülmüştü, “deli saçması” olarak bulmuştu. Her ne kadar hocamız bana büyükannemin sözlerinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışsa da, ben sınıf arkadaşlarımın tavrına takılmıştım ve bozulmuştum. Bu kötü anı, büyükannemle paylaşmasam da, bana yanlış bilgi verdiği için içten içe ona çok kızmıştım. Hayatı boyunca hiç okul yüzü görmemiş bir kadın, dünyamız hakkında doğru bir bilgiye nasıl olur da sahip olabilirdi?
Yıllar sonra coğrafya dersinde dünyanın dönüşü ile ilgili daha kapsamlı bilgiler edindim. Konu bu olunca, aklıma büyükannemin dedikleri ve sınıf karşısında komik duruma düşmem geldi. Bu defa büyükanneme ve yaşadıklarıma kızmıyor, hatta gülüyordum. Okullar bitip, sorumluluklar artıp, hayatla daha fazla içiçe gelince, dünyaya daha farklı boyuttan bakıyor insan. Hayatın içinde kavruldukça, piştikçe anlıyorsun hayatı. Hiç okula gitmemiş ama hayatın içinde kavrulmuş bir büyükannenin sözlerinin ne anlama geldiğini, ne kadar haklı olduğunu anlıyorsun. Daha sonra daaankk ediyor bir şeyler kafanda. Sonra büyükannenin söylediği diğer şeyleri hatırlıyorsun; iyiliğin nadide bir cevher olduğunu, iyiliğin hiç çıkarsız ihtiyacı olan tüm canlılara yapılması gerektiğini, iyilik yapmak için fırsat yaratman gerektiğini düşünüyorsun.

Bir gün satış teşkilatıma eğitim vermek için saha koordinatörümle Adapazarı'na gidiyordum. Yolda ağaçlık bir yerde durup bir şeyler içip, barbekü yemek istedik. Durduğum yere gelince, çocukların önlerine zayıf, açlıktan kemikleri sayılan, kirli anne bir köpeği katarak kovaladıklarını gördüm. Çocuklar köpeği kovup, yine oraya pikniğe gelmiş bir ailenin bakımlı köpeğini sevmeye, beslemeye başladılar. Derken, zayıf anne köpek barbekü kokusunu alarak geri geldi. Çocukların kovalamalarına, taşlamalarına engel olup köpeği çağırıp, onu elimle besledim. Saha koordinatörümün bana aylar sonra verdiğinde çok şaşırdığım, çektiğini dahi bilmediğim bu fotografı da paylaşmış oldum (Teşekkürler Kâmil Ağdoğan).
Herkesin dövdüğü, taşladığı uyuz bir sokak köpeği yardımınıza muhtaçsa, ona yardım etmek de bir iyiliktir. Yemek verdiğiniz o köpek bakıma muhtaç yavrularını besleyecektir. Onu bir hayvan pozisyonundan çıkarıp evine, yavrularına yiyecek götürecek bir anne olarak görmek gerekir. Görüntüsünün kötü olması, onu dışlamak için bir neden olmamalı. Ben o köpeğe baktığımda, onu kötü görüntüsüyle değil, ona o görüntüyü veren yaşam mücadelesinin gücüyle gördüm. Güzeli herkes sever; önemli olan düşkünü sevmek, kollamaktır. İyiliğin hacmi ve çapı da yoktur. O köpeğe yemek verdiğim resmi bir gün masamdan alarak yanıma gelen Küçük Ege, işaretlerle bana resmi sordu. Ben de ona köpeğin zavallı ve yardıma muhtaç olduğunu, yavrularına yemek götürmesi gerektiğini, bu sebeple yemek verdiğimi anlattım. Ardından, nerede yardıma muhtaç bir köpek ya da hayvan görürsek, yardım etmeliyiz diye belirttim. Aradan bir hafta geçmiştiki, ailece akşam yemeğini yerken, Ege'nin elindeki ekmeği televizyonun ekranına sokmaya çalıştığını gördük. Ekranda ise, caddeden karşıdan karşıya geçerken bir arabanın çarptığı köpeğin acı çığlıklarıyla dolu haber görüntüleri vardı. Ege onu açlıktan bağırıyor sanıp, elindeki ekmeği vermek istemişti. Halâ, bir köpek görüntüsü görse elinde bir yiyecek varsa aynı şeyi yapar… İşte iyilik bu kadar saf ve içtendir.
Siz karşınızdaki için küçük bir kıvılcım yakarsınız, o sizden aldığı kıvılcımla meşalesini tutuşturup karanlık yolları aydınlatır. İyilik her zaman maddî değer taşımak zorunda da değildir. Bir yaşlı insanı karşıdan karşıya geçirmek de bir iyiliktir, kimsesiz bir çocuğa gönüllü ablalık, abilik yapmak da bir iyiliktir. Düşkün komşunuza yemek hazırlamak, evini temizlemek de bir iyiliktir. Sokakta açlıktan kıvranan bir hayvanı beslemek de bir iyiliktir. İyilik sadece maddî boyutlu değildir, iyilik sadece dinsel boyutlu da değildir. Yani namaz kılan, hacca giden bir insan iyi bir insan olmayabilir. Allaha sadece kendi çıkarları için dua eden bir insanın iyi olacağını kimse iddia edemez. Kendi çıkarlarının dışında başkaları, ihtiyacı olanlar için dua ediyorsa, iyilik buradan gelir. Ben tok yatarken komşum açlıktan yatamıyorsa, benim iyi olduğumdan kimse bahsedemez. İyilik, bir taş üstüne bir taş koymaktır. İyilik mutlaka kimseye zarar vermemek anlamına da gelmez. Sen ihtiyacı olan bir çok kimseyi görüp de sessiz kalıyorsan, yine iyi bir insansın denilemez. İyi insan sorumluluk sahibi, duyarlı bir insandır.
Aşağıda gördüğünüz fotoğraf, 1994 yılında Kevin Carter adlı bir fotoğrafçı tarafından, Sudan'da kıtlık zamanında çekildi. Bu fotoğraf ona ünlü Pulitzer ödülünü kazandırsa da bir süre sonra depresyona girip intihar etmesine engel olamadı. Çünkü bu çocuk düşe kalka, emekleye sadece 1 km ötedeki Birleşmiş Milletler yemek kampına gitmeye çalışıyordu. Onun ne kadar güçsüz olduğunu bilen akbaba ise hemen ardından çocuğun ölmesini bekliyordu. Kevin Carter fotografı çekip oradan hemen ayrıldı ve bir daha o çocuğun akibetinden haber alınamadı. Evet, doğanın ve yaşamın gidişine müdahale etmedi ama bu insanlık dramına da seyirci kaldı anlamına geliyor.
İyiliği ihtiyacı olan kimseye ya da ne ise ona karşı yaparsan yerini buluyor. İyilik için, bazen prensiplerini, plânlarını bozman gerekebilir. Ben yukarıdaki olaya benzer bir olayı, Nisan 2003' de
yani geçtiğimiz ay başında yaşadım. Bir hafta sonu, benim için oldukça önemli bir toplantıya katılmak için hazırlanıp, evden çıktım. Arabamı çalıştırdım ve tam yola çıkacakken, oturduğumuz apartmanın karşı sahasında top oynayan çocukların, yere düşmüş olan bir arkadaşının başında beklediklerini gördüm. Yerdeki çocuğun klasik bir futbolcu davranışı içinde yere uzanıp, hattâ kendini yere attığını düşündüm. Bir kaç metre gittim fakat aklıma yukarıda bahsettiğim olay geldi ve hemen arabamı durdurup çocukların oraya gittim. Yerdeki çocuğun numara yapmadığını ve ağzından burnundan kan geldiğini, şiddetli titreme ile kasıldığını gördüm. Çocuğu yerden alıp yardıma gelen üst komşumuz aracılığıyla, Kartal Kızılay Acil servisine götürdük. Doktor acil müdahale ile çocuğu şoktan çıkardı ve yine acil bir şekilde tam teşekküllü bir devlet hastanesine göndertti. Çünkü durumu ciddî idi ve ciddî bir müdahale gerekecekti. Çocuğun ailesi bu sırada geldi ve çocuklarını hastaneye götürdüler. Israr etmemize karşın, bizden yardım istemediler. Doktor, acil bir şekilde çocuğu kendisine ulaştırmasaydık, felç ile karşı karşıya kalınabileceğini söyledi.
Evet, o gün toplantımı kaçırdım ve üstelik karşı taraf onları onca süre beklettiğim için sitemlerini iletti ama ben doğru olanı yaptığım için vicdanım rahat. O telaş anında acil servislerde koşuştururken aramayı unutmuş olmak, belki profesyonel boyuttan bakınca pek anlaşılır değil ama o stres ve koşuşturma içinde, inanın profesyonellik pek aklınıza gelmiyor. Küçük Murat'ı sonradan gördüm, oldukça sağlıklı ve keyfi yerinde.
Onun için dünya dönüyor, benim için de dünya dönüyor. Büyükannemi şimdi daha iyi anlıyorum
“Dünya gerçekten iyilerin yüzü suyu hörmetine
dönüyor”
Ercan Kaşıkçı'ın "Yüreğindeki Yaşama Dokun" adlı yeni kişisel gelişim kitabından gerçek bir yaşam hikayesidir.